
Hissettiğiniz Şey Gerçekten Aşk Mı?
Aşkın tanımı, internette arama motorunda aratılarak öğrenilmez. Ancak yaşamak gerekir o duyguyu. Robert Stenberg adlı ünlü psikoloğun savunduğu düşünce biçiminde de belirtildiği üzere aşkın formülü vardır. Zaten ancak formülü tutturursan âşık olabilirsin. Robert Stenberg’in düşüncesinde savunduğu formül; aşkın temel üç bağının olduğudur. Bu üç bağ adım adım ilerler ve hepsi gerçekleştirilmelidir. Bunlar birbirine bağlılık, aranızdaki yakınlık ve ilişkinizdeki tutku derecesidir.
Birbirine bağlılık dediğimiz terim, aranızdaki güvendir. Eğer sırlarınız varsa ve sizler o sırları aranızda saklıyor iseniz işte bu birbirinize güvendiğinizin ve duygusal anlamda bağlandığınızın göstergesidir. Güven de aşk gibi kolay bir duygu değildir. Zorlar sizi. Bazen aranıza da girebilir. Belki sırf bu sebepten çok kez tartışırsınız ve aranıza mesafe girer. Bu durumlarda ikinizin de birbirinize güvenmesi gerekir. Gerçekten. Bu kolay olmayacak olabilir. Hatta belki baya zorlanırsınız ve pes etmek, arkanızı dönüp gitmek istediğiniz anlar olur.
Ama güven bu, kazanması zordur. Fakat tek bir kelimeniz, hatta bazen bir bakışınız bile yerini küllerine bırakabilir. Güven konusunda bu yüzden ilişkilerde hassas davranılmalıdır. En başından birbirinize davranışlarınızla kazanırsınız güveni ve o bir bakış bile, o güveni öyle bir arttırır ki, size her daim güvenir partneriniz. Ya da partneriniz olmasını istediğiniz kişi. Birinden hoşlanmak güzeldir ama doğru kişi olması da oldukça önemlidir. Canınızı yakabilir o kişi, ama siz o böyleyken bile onun yanında güven hissinden mayışır, bağlanırsınız. İşte bu aşkın belirtisidir. Bu; aşkın ilk adımıdır.
Yakınlık dediğimiz durum ise yine çok bilindik ve değerli psikologlarımızdan biri olan Erich Fromm, aşkın ya da sevginin sadece hissetmek olmadığını söylemiştir. Ayrıca birbirinize hissettiğiniz duyguların hal, tutum ve davranışlarla da belirtilebileceğini belirtmektedir. Diyelim ki âşık olduğunuz kişi yakın arkadaşınız ve ona açılamıyorsunuz. Bir bakışınız bile bu düşüncenin tohumlarının içine salınmasını sağlayabilir. Ona olan özel yaklaşımınızdan, sürekli onu düşünmenizden ve kaygılanmanızdan haberdar olan bir birey zaten sizin hakkınızda düşüncelere dalmaya başlar.
Der ki içinden; acaba onunla olsam nasıl olurdu? Sizi artık o kadar çok düşünmeye başlar ki bazen farkında bile olmaz. Sonra anlamaya başlar yavaş yavaş, sizin yanınızda kendini mutlu, huzurlu, güven kokan bir ortamda hissettiğini. İşte o an anlar aşık olduğunu. Ve bu olaylar sadece sizin bir davranışınız, bir bakışınız, bir sözünüz sayesinde olmuştur, onlar beraberinde getirmişti bu durumu. İşte bu da ikinci adımdır.
Son adım aranızdaki tutkudur. Psikolojide bu durum şu şekilde ifade edilir; aranızdaki cinsel sevgi. Bu kendinizi sadece birbirinize adamanız durumudur. Bu tarz bir ilişkide, kendinizi ondan başkasıyla birlikte olurken düşündüğünüz zamanlarda iğrenme duygusu hissedersiniz. Çünkü bu sizin kalbinizle birlikte bedeninizi de eş zamanlı olarak ona (partnerinize) adamanızdan kaynaklanır. Bu ilişkilerde aldatmalar kesinlikle görülmez. Tabii bu aranızdaki tutkunun hiç azalmaması durumunda olur. Tutkunun hiç azalmaması içinde evli olmanız şartıyla sıklıkla en azından haftada en az 2-3 kez birlikte olmanız ilişkiniz açısından daha sağlıklı olacaktır. Bu, son adım yani üçüncü adımdır.
Aranızdaki tutku, bağlılık ve yakınlık ilişkinin üç adımıdır. Şöyle düşünün; aşk bir bitiş çizgisi ve o çizgiye sadece üç adım var. Bu bir yarışma, başka rakiplerinizde var ve siz bu yarışı kazanmayı deli gibi istiyorsunuz. Ödül sizin, sadece size ait olan ve olacak, kimsenin almasını istemediğiniz bir ödül. Her halükâr da üç adım atmanız gerek çünkü başka türlü yarışı kazanamazsınız. İşte tam da bu sebeple aşk için, gerçek aşk için o üç adımı atmalısınız. Ne olursa olsun. Belki çok zor olacaktır sizin için o üç adım. Belki son adımda bile tıkanıp kalabilirsiniz. Kararsızlıklarınız olabilir. Eğer son anda vazgeçerseniz, eğer kazanmazsanız siz gerçekten aşık değilsinizdir. Siz bu yarışı kazanmak istemiyorsunuz demektir.




